Bir bakışta

Türkiye’de engellilik alanında ‘hak temelli yaklaşım’ ne kadar uygulanabiliyor? 2030 Engelsiz Vizyonu ve ulusal eylem planları özel gereksinimli bireylerin toplumsal hayata tam ve eşit katılımı için neler vaat ediyor? TBMM Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu Uzmanı ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Muhammed Erkam Kocakaya ile otizm spektrum bozukluğu ve diğer gelişimsel farklılıklar üzerine konuştuk. 

What is Bir bakışta?

Adı üstünde. Bir bakışta gündemdeki konuları uzmanlarla değerlendiriyor, arkaplana dair bir bakış sunuyoruz.

Merhaba. Anadolu Ajansının hazırladığı Bir Bakışta podcastini dinliyorsunuz. Bugün 31 Ekim Cuma. Ben Muhammed Deniz. Milyonlarca ebeveyni yakından ilgilendiren, otizm spektrum bozukluğu ve diğer gelişim bozuklukları başta olmak üzere engelli bireylerin sorunlarını ve bu sorunların çözümüne yönelik hak-sebelli ve değer odaklı yaklaşımları konuşuyoruz.
Konuğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu Üyesi ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Muhammed Erkan Kocakaya. Hocam hoş geldiniz.
Hoş buldum. Öncelikle böyle bir konuyu çalıştığımız için bu konuda beni böyle bir röportajda konu ettiğiniz için teşekkür ediyorum.
Dünyada ve ülkemizde engellilik kavramı ve haklarına ilişkin tanımlar, yaklaşımlar değişkenlik gösteriyor. Her geçen gün hak temelli bir anlayışla kapsam genişlemekte ve politikalar çeşitlenmekte. Türkiye'de Engellilik alanına dair tespitlerinizi alarak başlamak istiyorum ama kamu engelliliği nasıl tanımlıyor hocam? Yönetmelikte engelliliğin karşılığı nedir?
Engellilik konusuyla ilgili uluslararası ve ulusal düzeyde standartlar ve çerçeveler bizim için belirleyici oluyor.
Öncelikle BM’nin 2006 yılında kabul edilen engellilerin haklarına ilişkin sözleşmeye atıf vererek başlamak istiyorum. Sözleşmeye engelli bireylerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden Tam ve eşit şekilde yararlanmalarını teşvik etmeyi, korumayı ve sağlamayı amaçlamaktadır.
Burada ülkemizde de 2005 yılında kabul edilen 5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun da engellilerin ülkemizde temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin eden özellikle doğuştan insan olarak sahip oldukları onura, saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşulda tam ve etkin katılımların sağlanmasına yönelik engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenleme yapılmasını sağlayan bir çerçeve sunuyor.
Aslında kanun engelliliği çok net bir şekilde tanımlamakta. Böyle bir tanımla başlarsak fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeylerde kayıplardan dolayı toplumdaki diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımı kısıtlayan tutum Koşul veya şartlardan etkilenen bireyi biz engelli olarak tanımlıyoruz.
O yüzden buradaki engellilik kavramı ve engelliliğe yaklaşım aslında bize bu tarifte de şunu ifade ediyor. Engelliliği bireyin bir yetersizliği ya da yeti kaybı üzerinden değil içinde bulunduğu çevrenin kültürün toplumun koşullarının belirlediğini görüyoruz. Buna bir örnek verelim. Örneğin bir sınıfta eğitim alan çocukları düşünelim.
Bu eğitim sürecinde işitme yetisi ile ilgili bir kaybı olan bir çocuğumuzun eğitim hakkı nasıl engellenmiş olur? Eğer bu bireyle ilgili bir işitme dili desteği sağlanırsa bu kişinin işitme işaret dili desteği ile ilgili almış olduğu bir eğitim varsa bu kişinin o eğitimden mahrum olması mümkün değil.
Veya işitme cihazı bulunan işitme cihazı desteği sağlanmış bir gencimiz çocuğumuz bu eğitimi aldığında yine işitme yetersizliği veya yeti kaybı sebebiyle dersten mahrum olmamış durumda kalacak.
Mesela bir başka örnek de verebiliriz. Ortopedik bir engelliliği olan bireyin tekerlekli bir sandalye kullanmasıyla veya bir binanın rampasının bulunmasıyla diğer bireyler gibi tam eşit ve etkin şekilde erişilebilirliğinin sağlanmış olması ona bağımsız bir hareket kabiliyeti sunduğu için aslında engellilik alanından onu çıkaran bir şey. O yüzden toplumsal katılımın kısıtlılığı ve çevresel engelleri daha çok engelliliği tanımlarken kullanmalıyız.
Tabii ki sağlık açısından ve engellilerin sosyal devlet anlayışıyla hak temelli yaklaşımla yararlanacağı hakları, yardımları, hizmetleri belirlerken dünyada ve ülkemizde engelliliğe ilişkin tıbbi bir tanılama ve buna uygun da hakların ve menfaatlerin tanımlandığı bir bağımlılık durumu ve engelli oranı hesaplaması var.
Bu tabii ki ayrı bir konu ama genel olarak özel gereksinimli bireyler dediğimiz engelli bireylerin hayata katılımını ve eğitim alanında kapsayıcı bir sosyal içerme ile istihdamından bireysel bağımsız yaşama kadar onun bütüncül hayatını hedefleyen bir yaklaşım olarak ülkemizde de son dönemde engellilere ilişkin kapsayıcı bir yaklaşım gelişiyor. Bu yüzden engelli kavramını böyle tanımlamalı.
Peki hocam, Down sendromu, otizm ve diğer gelişim bozuklukları bu bakışı çeşitlendirmekte ama engel gruplarını nasıl ifadelendiriyorsunuz? Türkiye'de engelli denildiğinde sizce nasıl anlaşılıyor?
Türkiye'de engellilik kavramı ülkemizdeki sosyokültürel, sosyoekonomik farklılıklar dikkate alındığında maalesef standart bir zeminde aynı anlamda yaklaşımda sergilenmiyor. Yani yaklaşım ve anlayışlar farklılaşıyor.
Gerek sağlık açısından, gerek eğitim açısından Türkiye'de engelli bireylerin hakları ve rehabilitasyon süreçleri tanımlanmış durumda. Burada hangi engelli bireylerden bahsediyoruz? İşte duyusal anlamda yeti kaybı yaşayan, işitme engelliler, görme engelliler, ortopedik engelliler veya entelektüel dediğimiz gelişim bozuklukları yaşayan zihinsel engelli vatandaşlarımız. Yine otizm spektrum bozukluğu ve nörogelişimsel bozukluklar yaşayan vatandaşlarımız.
Özgül öğrenme bozuklukları bunlar okuma, yazma, matematik öğrenmeleri açısından bozukluklar içeriyor. Dil ve konuşma bozuklukları yine önemli bir alan. Burada erken tanı ve tedavi sistemleriyle dil ve konuşma terapileriyle çok ileri katetme başarılar elde edilebiliyor.
Duygusal, davranışsal dediğimiz bizim ruh sağlığına ilişkin temel bozukluklar ve süre hastalıklardan kaynaklı sağlık problemlerinden kaynaklı bazı engellilikler de son dönemde bizim kapsamı genişleterek aldığımız dünyada ve Türkiye'de kabul ettiğimiz engel gruplarından yer alıyor. Tabii bunların dışında çoklu engellilik dediğimiz bir alan da var. Hani hem ortopedik engel hem dil ve konuşma bozukluğu veya işte hem görme alanındaki bozukluklar gibi çoklu engel türleri de söz konusu oluyor.
Burada tabii down sendromunun otizm ve diğer gelişim bozuklukları dediğimiz bu alanı böyle bir işte duyu yeti kaybı ve bedensel engellerden ayırırsak burada özellikle tespiti uzun ve erken tanısı çok önemli olan tedavi zincirinin tanı zincirinin korunması gereken bir alan olarak Down sendromu, otizm ve diğer gelişim bozukluklarını ifade edebiliriz.
Hatta bu konuda meclisimizin de Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında 2020 yılında raporu yayınlayıp İşte down sendromu, otizm ve diğer gelişim bozukluğu yaygınlığının tespiti ile ilgili bir rapor çalışması da söz konusu oldu. Dünyada da bu konu önemli. Son medya haberlerinde duymuşsunuzdur. Amerika'da da özellikle açıklanan istatistikler 30 insandan birinin otizm ve diğer gelişim bozuklukları ile tanısı konulduğu ile alakalı. Tabii Türkiye'de bununla ilgili bir veri yok maalesef.
Genel olarak Türkiye'de engellilik alanında engelliliği tanımlayabilmek ve buna uygun politikalarla hangi alanları güçlendirmemiz gerekeceği ile ilgili resmi anlamda açıklanan istatistiki veriler bize engel türleri ve demografik kırılımlar üzerinden bölge ve il düzeyinde bir engellilik istatistiği maalesef sunmuyor.
2011 yılında TÜİK tarafından açıklanan nüfus konut araştırması, Sağlık Bakanlığının Ulusal Veri Sistemi'nden elde ettiği raporlar üzerinden veriler, aile aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yardım yaptığı, yardım başvurusunda bulunan engelli bireylerin üzerinden açıklanan veriler. Yine SGK'nın başvurusu bulunan ve destek alan primli, primsiz emeklilik meselelerindeki engelli istatistikleri, yine işkurun açık iş istatistikleri üzerine açıkladığı engelli istatistikleri.
Bunların her biri kurumların engelli haklarına ilişkin başvuru sahibi engelli bireylerin istatistikleri üzerinden bir veri yayınlıyor. Ancak genel olarak ülkemizde %10 ile 12 arası bir engelli nüfustan bahsediliyor genel olarak kabul olarak ama bunun için Sağlık Bakanlığı'nın 2019 yılından itibaren dijitalleştirdiği istatistiklerin 2026 programı olması lazım sanırım. Açıklanacak olması önemli bir eksikliği de giderecek.
Burada biz Down sendromlu, otizmli veya dil konuşma bozukluğu ya da bedensel engelli ya da ortopedik engelli, işitme, görme engelli ne kadar bireyimiz var olduğunu biliyor olmamız lazım ki doğru alanlara yönelelim. Mesela down sendrom dediğiniz alan bir hastalık değil, bir farklılık.
Burada o yüzden Dan sendromlu bireylerin ailelerinin farkında olması ve erken yaşta bir fizyoterapi başlatılarak dil konuşma terapisi ve sosyal beceri eğitimi ile bireyin güçlendirilmesi sağlandığında aslında o sistematik destekle birey çok daha iyi bir konuma eşit ve tam etkin bir konuma gelebiliyor.
Yine otizm spektrum dediğimiz bozuklukta da işte çocuğun 18-36 aylık süreç içerisinde ailenin farkındalığıyla işte sağlık kurumlarına başvurulmasıyla göz teması kuramadığı Sosyal etkileşimde zorluk yaşadığı, tekrarlayıcı davranışlar sergilediği durumlarda aslında otizmin farklı türlerinin ilk belirtileri tespit edebiliyor.
Ama bizde genelde maalesef toplumsal farkındalık toplum içinde çocuğun işte haylazlığı, yaramazlığı, hiperaktivitesi, işte çok zeki olması gibi yorumlanıyor ama buradaki sosyal alandaki belirtiler ailenin farkındalığının düşük olmasıyla beraber çocuğun Erken tanıdan uzaklaşmasına sebep oluyor. Tanılama süreci geciktiğinde eğitim ve bununla beraber rehabilitasyon süreci de gecikmiş oluyor.
Bu da bireyin ileriki yaşlarda iyileşme Araştırma Komisyonu'nun raporuna bakıldığında 320 dolayında bir çözüm önerisi ve burada da konu bazından otizm spektrum bozukluğu öne çıkmakta. Sizce otizm Türkiye için nasıl bir tehdit? Otizm doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilen karmaşık bir nöro gelişimsel farklılık.
Yani bir ortopedik engel doğuştan veya sonradan veya gitme veya görme engelli gibi engellilik alanlarında daha tanımlı süreçler söz konusu olurken otizm nörogelişimsel bir bozukluk olduğu için fark edilmesi ve bunun tespit edilmesi uzun gözlemler gerektiriyor.
Burada işte o çocukluk dönemi yani 18-36 ay dediğimiz dönem çok önemli bir evre ki anne babaları düşünün çocuk sahibi olmanın sevinciyle çocuğun öz bakımını yapma sevinci Onun hareketlerini, onun toplumla, aileyle, çevreyle, eşyayla, maddi alanla kurduğu ilişkiyi hemen fark edemeyebiliyor. Normal görebiliyor. Çünkü burada ailenin sağlık okuryazarlığı çok önemli.
Hekimlere başvurması veya kırsal bir alanda yaşıyorsa birincil sağlık hizmetlerinden faydalanma davranışı tutumu çok önemli. Birincil basamakta aile hekimlerimizle veya diğerleriyle basamaktaki sağlık hizmetlerini kullanmadığında ciddi bir problem yaşıyoruz.
Özellikle mesela otizm başkalarıyla iletişim kurmada, etkileşimli oyunlar oynamada, arkadaş edinmede, akranlarına kıyasla belirlediğin zorluklar ya da sorunlar görüldüğünde hemen bir çocuğa otizm tanısı koymak mümkün değil. Bunun bir hekim sürecinden, bunun bir eğitsel tanımadan geçmesi gerekiyor.
Bu yüzden bu konunun ülkemizde özellikle öncelikli olduğunu belirten bir göstergede Eee, 2030 engelsiz vizyon, ulusal eylem planları kapsamında otizm spektrum spektrum bozukluğu olan bireylere yönelik şu an ikincisi var. Ulusal bir eylem planı söz konusu. 2023-2030 yıllarını kapsayan. Burada bir ayrıntı daha. Otizmin sık sık farklılık olduğunu, bir hastalık olmadığını vurgularız.
Sosyal hayatta, sosyal medyada, araştırma komisyonuna göre otizm nereye konumlandırılmış durumda? Nasıl İfadelendirirsiniz? Özellikle 2020 yılındaki rapordaki 320 öneri de aslında tıbbi alandan eğitimsel alana, eğitimselden istihdama, istihdamdan bağımsız yaşama. Dört temel alandan bahsedebiliriz.
Bu dört temel alanda her birey bizim için eşit koşullarda tam ve etkin toplumsal hayata katılım için olmazsa olmaz bir şekilde bu alanlarda erken tanı zincirinin içinde bulunmalı. Burada işte Amerika'daki 31 çocuktan birinin otizm spektrumunda yer aldığı belirleniş üretilmiş.
Bizde de bu bağlamda ulusal eylem planı çalışmaları kapsamında 2030 engelsiz vizyon belgesi bu belgede 8 politika alanında işte içermeci ve erişilebilir toplum, hakların korunması ve adaleti, sağlık ve iyilik hali, kapsayıcı eğitim, ekonomik güvence, bağımsız yaşam, afet ve insani bakım, acil durumlar ve uygulama izleme başlıklarında 31 hedef 107 eylem alanı belirtiliyor.
Bunun dışında bu eylem alanlarından bir başkası da özel olarak engelli kalanda otizm spektrumu bozukluğu olan bireylere yönelik 2. Ulusal Eylem Planı alanı. Bu otizm meselesinde bir hastalık yaklaşımından ziyade bir farklılık yaklaşımıyla yaklaşıldığında aslında otizmle ilgili erken tanı zincirinde, erken tanı tedavi ve koruma zincirinde bireylerin toplumsal hayata eşit ve tam katılımını destekleyici, sağlayıcı çözümler mümkün oluyor.
Meclisimizin 2020 yılındaki yayınladığı raporda da 320 tane eylem planının ve önerinin aslında hayata geçmesi halinde ülkemiz içinde önemli bir tehdit haline gelen otizm spektrum bozukluğu ile ilgili alanda çok daha ileri seviyede başarıları elde edebileceğimiz görülüyor.
Zaten Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız kamusal anlamda sosyal politikalar açısından Sağlık Bakanlığı ile Eğitim Bakanlığı'na bu konuda eylem planı çerçevesinde 81 vilayetimizde 81 ilde valilik bünyesinde faaliyet gösteren otizm il otizm eylem planı izleme kurullarında bu süreçleri bu Koordinasyonu takip ediyor. Yani iller bağlamındaki problemleri, aksayan yönleri, bunların için çözüm önlemlerini geliştirerek raporluyor.
Bu süreçler de aslında ülkemizin bu konuya verdiği önemi göstermesi açısından önemli. Ancak tabii ki aksiyan yönler var. Yani bu 2. eylem planı dönemi ve burada katılımcı bir süreç yönetiminin olmuş olması önemliyken istatistiklerdeki birtakım eksiklikler, sahadaki koordinasyonda yaşanan bazı problemler, bunlar bazı Mevzuat kaynaklı genel sorunlar, bazıları da ekonomik sebeplerle olan şeyler.
Bunların çözümü ile ilgili bir takım aksiyonların alınması gerekiyor. Bu şekilde değerlendirebiliriz. Biraz daha hassas bir noktaya değinmek istiyorum hocam. Otizmli olduğu daha sonradan ortaya çıkan bireyler de var. Bu gelişimsel sürecin en başında değil de çok daha sonra topluma ayak uydurmakta zorluk çeken bireyler var. Bu süreci nasıl okuyorsunuz? Bu süreç daha mı zorlu?
Burada özellikle erken tanı konulmuş ve konulmamış otizm spektrumu bozukluğuna bireylerin ve aileleriyle ilgili iki temel yaklaşım söz konusu. Birincisi olmazsa olmaz aile aileye ve bireye yönelik psikososyal destek. Yani burada engelli bireyin ailesinin de bakım sorumluluğunun üstlenmesi sebebiyle bir bakım ekonomisi içerisinde değerlendirilmesi ama bir psikososyal destek mekanizmasıyla sistematik olarak da güçlendirilmesine ihtiyaç var. Neden? İkinci perspektif onu gösteriyor.
Engelli bireyin ve ailesinin ekonomik güvencede olması gerekiyor ki bağımsız bir yaşam döngüsü sağlanabilsin. Bunun öncesi bir erken tanılama ile olursa erken tanılama eğitimle bireyi Bu bağımsız yaşama daha hızlı ilerletiyor. Ancak bu geç bir tanılama olduğu durumda veya aile bu konuda yetersiz kaldığı durumda engelli bireyin gelişim süreci açısından hem sağlık hem de buna ruh sağlığı etki edebiliriz. Hem de ekonomik anlamda güvence problemleri başlıyor.
Burada da tam bağımlılık dediğimiz yaşama başkasına bağımlı olarak sürdürme durumu ortaya çıkıyor. O yüzden erken tanı ve tedavi zinciri çok önemli diyoruz. Burada istihdam açısından da bakarsanız ekonomik güvencenin ve bağımsız yaşamın tam ortasında bir bireyin ya sosyal yardım alması ve hayata katılması veya bağımsız olması ya da istihdam edilerek daha doğrudan dolaylı değil toplumsal hayatın içinde olup ekonomik güvenceyi kendi elde etmesi gerekiyor.
Burada da işte ülkemizde kota yöntemi var. Kamuda ve özel sektörde engelli bireyin kota yöntemiyle istihdam edilmesi ancak burada engelli bireyleri açısından özellikle otizm, sklerem bozukluğu açısından ciddi bir zorluk var.
Çünkü işverenler özellikle %40 ve üzeri engelli raporu bulunan ancak görünürde bir şeyi olmayan veya bir şey gelsin gelmesin fark etmeksizin sadece maaş alıp çalışabilecek engellileri tercih ettiği gibi engelli bireye uygun olmayan işleri de yaptırmaya yönelik de bazı faaliyetleri var. Tercihleri var. Bu yüzden Kote yönteminin de kendi açısından otizmli bireyler açısından zorlukları var. Down sendromlu bir yaşasın zorlukları var.
Burada işkur engelsiz platformla engelli bireylerin İstihdamına yönelik önemli bir hamle yaptı. Ve kendi bünyesinde de istihdam edilen sayısını arttırmaya çalışıyor açık işlerde. Burada engelli bireylerin her birine iş koçu atanması projesi hayata geçtiğinde tam anlamıyla bu yaygınlaştığında mevcut iş hayatına iş piyasasına girmeye çalışan engelli bireyler açısından olumlu bir katkı sunacağını düşünüyoruz. Ama yeterli mi şu an değil.
Çünkü kota yönteminin ve destekli istihdam projelerinin sürdürülebilir olmaması, engelli bireyler arasından hepsini kapsayıcı olmaması, otizmli bireyler ve Down sendromlu bireyler açısından da yaygın bir iş alanı sağlamaması açısından yani çok daha kat edebilecek yollar var.
Çünkü ekonomik güvence ve bağımsız yaşam arasındaki en önemli köprü olan istihdam erişilebilir iş ortamları sunmadığınız sürece ve engel türlerine göre farklı iş modelleri, pasif gelir yöntemleri, uzaktan çalışma, güvenceli çalışma gibi alanları açmadığınız sürece engelli bireylerin mağduriyet yaşadığı alanlara dönüşüyor.
İşte kamuda istihdam imkanları beklenen özel sektörde istihdam imkanları beklenen ama sonuca ulaşılmayan ümidi kırılmış ve işgücü piyasasının dışında kalmış, yardıma muhtaç hale gelmiş bir engelli toplum oluşturuyorsunuz. Engellemiş oluyorsunuz toplumu. O yüzden kanunda da söylediği gibi engelli bireylerin eşit koşullarda tam ve etkin katılımını istihdam alanında da sağlarsak bakım ekonomisi alanındaki yatırımları da tasarruf alanını da etkilemiş oluruz.
Bağımsız yaşam formunu da desteklemiş oluruz. Hocam son olarak sizinle ifade ettiğim 2030 engelsiz vizyon belgesi ve ulusal eylem planına biraz daha değinmenizi isteyeceğim. Bu anlamda bu eylem planlarının doğrudan uygulanabildiği bir senaryoda Türkiye nasıl bir sonuç alabilir?
Burada özellikle Türkiye'nin 2030 engelsiz vizyon belgesi ile beraber geliştirdiği ulusal eylem planları ve bununla beraber otizm spektrum alanını özellikle ayrı bir eylem planıyla yaklaşılıyor olması çok önemli. Türkiye'nin bu engelli bireylere yönelik Kapsamını genişlettiği tanımdan yola çıkarak söylüyorum bunu. Özel gereksinimli bireylere yaklaşımda tıbbi modelden sosyal ve hak temelli modele geçişin bir sinyali bence.
O yüzden engellilik yalnızca bireyin sağlık durumuna indirgenmemeli. Çevre yasaları toplum sağlığı hizmet sunumundaki engellerle birlikte ele alınmalıdır. Başta yaptığımız engel tanımına atıf yapıyorum burada. Yine erken tanı, bütüncül değerlendirme, özel eğitim ve sosyal uyum hizmetleri arasındaki koordinasyon yerelde güçlendirilirse bu Eylem planlarıyla kurumlararası işbirliği sistematik hale getirilebilir.
Ayrıca özel gereksinimlilerin sağlık, eğitim, istihdam ve sosyal yaşamına erişimde eşitlikçi politikalar oluşturulabilir ise bu politika Etleri sürdürülebilir hale gelirse tüm engel grupları alanında biz çok ciddi ilerleme katederiz. Çünkü sadece tıbbi alandan bakıldığı zaman raporlama üzerinden tanımlandığı zaman ve sadece engellilerin alacağı yardımlar konuşulunca konu çok eksik kalıyor. Yani emeklilik hakkı, ÖTV düzenlemesi vesaire vesaire.
Birçok hak çok önemli ama Türkiye'de temeldeki en önemli problem eskiden öyle şimdi düzeliyor. Tıbbi alandan hak temelli alana geçişle beraber bireyi engelleyen faktörleri ortadan kaldırıyor olmamız gerekiyor. Gerekiyor. O yüzden engelli kavramını bir süre sonra kullanmayacağımızı düşünüyorum. Bununla ilgili dünyada da bazı literatür çalışmaları var. Bir bireyin yeti kaybından dolayı adına engelli deniliyor olmasında da ciddi itirazlar var.
Biz belli bir süre sonra hak temelli modeli yerleştirdiğimizde başta verdiğim örnekte olduğu gibi işitme cihazı kullanabilen işitme engelliler olduğunda eğitimde bir engelden bahsetmeyeceğiz.
Ya da erişilebilir bir çevre otobüs durağı 7/24 çalışan bir taksi, yolcusunu almak istemeyen bir taksi oluşturmadığımızda 7/24 çalışan bagajı geniş, araç engelliye müsait, duraklar müsait bir hayat oluşturduğumuzda gerçekten erişilebilir bir çevre olduğunda, kamu binaları, hizmet binaları erişilebilir olduğunda ortopedik engellilerin sorunlarından bahsetmeyeceğiz. Bizim esas sorunlarımız engellenen bireyler. Bunu anladığımız gün çok farklı olacak.
Bunu tabii önce ailenin farkındalığı ve sağlık okuryazarlığı ile tıbbi tanılama ve raporlama süreçlerinin sadeleşmesi değiştirilmesiyle, eğitsel tanımlama ve rehabilitasyon süreçlerinin aileye sistematik bir destekle, nitelikli personellerle ve her merkezde, her ilde yaygınlaştırılarak yapılması, bunu mesleki gelişim ve toplumsal hayata katılım mekanizmalarını takip etmesi ile bağımsız yaşam fonlarının ulaşılabilir hale gelmesi ve bunu destekleyen aileleri rahatlatacak gündüz ve yatılı bakım merkezlerinin yaygınlaştırılmasına ihtiyaç var.
Bakın Türkiye'nin bir bakım ekonomisi stratejisine ihtiyacı var. Bunun adı da tabii bakım ekonomisi olmayadabilir ama engelli nüfusu fazla bir ülkeyiz. Bakım ekonomisi yatırımlarımızı ve desteklerimizi gözden geçirip hak temelli bir yaklaşımı oluşturup emeklilik haklarını da, araç haklarını da, ortez protez desteklerini de buna göre değerlendirmemiz lazım. Tüm engel bireylerin ortez ve protez destekleriyle ilgili talepleri ve beklentileri var. Bunları da meclisimiz, devletimiz, kamu kurumlarımız çalışıyorlar. Katılımcı bir süreç yönetiliyor.
Burada veri odaklı yaklaşımla bu süreci desteklediğimizde ben engelli bireylerin hayatlarının bu ulus eylem planlarıyla güçleneceğini, engellilerin daha çok aktif şekilde hayata katılabileceklerine inanıyorum.
Burada özellikle kamu kurumlarının, meclisimizin, Cumhurbaşkanlığımızın, engelli bireylerin hakları, engelli bireylerin hizmetleri, engelli bireylerin tam ve eşit toplumsal hayata katılımı ile ilgili veri odaklı bir yaklaşımla aileleri sistematik destekleyerek engelli bireylerin bağımsız yaşam fonuna ulaşılabilir hale gelmesini sağlayacak eylem planları çok net, çok güzel hazırlanmış durumda.
Burada iller arasındaki yerel yönetim ve valilikler arası koordinasyonlarla, STK'ların katılımıyla Türkiye bu problemi, bu sorunları, bu ihtiyaçları giderebilecek durumda. Bu imkânımız var. Buna uygun bütçemiz var. Buna uygun çalışmalarımız var.
Ben inanıyorum ki kurumlarımız bir katılımcı yönetişim anlayışıyla, meclisimizin de tespitleriyle, katkılarıyla bu sorunun üstesinden gelecek ve toplumsal farkındalığı güçlendirerek etkin izleme ve denetim mekanizmalarıyla engelli bir Katkılarınız için çok teşekkür ederiz hocam. Böylelikle bir yayının daha sonuna geldik. Anadolu Ajansı Podcast'i hangi platformda dinliyorsanız takip etmeyi lütfen unutmayın.